TAŞ GİBİ PLAKLAR
Hava hafif yağışlı, saat öğleden sonra dört civarıydı. Buralarda kışları erken hava kararır. Herkes evine çekilirdi. O da o gün öyle yapmıştı.
Çayını eline alıp pencereden dışarı doğru baktı. Uzaklara, çok uzaklara...
Bu havalarda insanlar hep hüzünlü olurdu. Bugün tıpkı diğer insanlar gibiydi. Çayından bir yudum daha alıp masasının üzerindeki gramofona gitti. Zeki Müren'den bir plak koydu. Odada yankılanıyordu Zeki Müren'in sesi "Elbet bir gün buluşacağız."
Tekrar pencereye yöneldi. Dışarı baktı. Uzun, uzun... Gözleri nemlenmişti. Elinin tersiyle hemen sildi. "Güçlü olmalıyım" dedi. Ama insan kendine karşı hiçbir zaman güçlü olamıyordu. Bardağı gramofonun yanına koydu. Yerdeki plakların yanına oturdu. ".. bu böyle yarım kalmayacak"
Başını ellerinin arasına aldı. Maziyi düşünüyordu. Ah o çocukluğu yok mu.. Koşup oynadığı zamanları düşündü. Plakların orada bir kağıt dikkatini çekti. Aldı plağı eline üstündeki yazı çok eskiydi belli. "Güzel yürekli kadın.. ben yokken dinle, kızımıza da iyi bak ikigözüm" yazıyordu. Engel olamadı gözyaşlarına. Annesini ayrı babasını ayrı özlemişti. Ama gidemezdi onlara. Gidemiyordu. Çünkü hayat sınavı bitmemişti. Kalbindeki özlemi babasının sevdiği şarkılarla bastırmaya çalışmıştı. Ama olmuyordu. Hayatta tek başınaydı. Annesiyle babasını aynı anda kaybetmişti.
Onlarla olmak istiyordu. Annesinin saçlarını okşamasını istedi o an. Babasının kendisiyle uçurtma uçurduğunu hayal etti. Geri gelmeyecekti geçmiş. Orada kalmış sabitlenmişti. Yapacağı tek şey onların istediği gibi bir kız olmaktı. Çabalıyordu da.
Onlar göremeseler de...

Yorumlar
Yorum Gönder