HUZUR KÖŞESİ

Bir komşum vardı. Sessiz, sakin, kendi halindeydi. Aslında dışarıdan hep mutsuz, huzursuz görünürdü. Siyah giyerdi, başı önde kimseyle konuşmadan yürürdü. Mahalledeki teyzeler çocuklarını o komşuya vermekle tehdit eder "o delidir" derlerdi. Mahalle çocukları ne zaman onu görseler etrafa kaçışır, saklanacak köşe ararlardı. Ben de o zamanlar üniversitede okuyorum derslerin yoğunlaştığı bir gün sabaha kadar ders çalışmak zorundaydım.
Çalışmaktan gözlerim yorulmuştu. Saat iki suları. Çıktım balkona. Etrafa bakıyordum ki. Bir an komşumun penceresi dikkatimi çekti. Odaklandım oraya. Karanlıkta zor seçiyordum. Pencereye yakın bir masa ve sandalye gördüm. Masanın üstünde ne olduğunu seçemedim. Ansızın ışığı yanıverdi. Geri çekildim balkonda. Bedenimi saklayarak kafamı uzattım usulca.
Masa ve yanında muhteşem çiçekler. Kokladı çiçeklerini gülümsedi onlara bir şeyler söyledi. Sevdi onları. Sonra oturdu masasına. Yaşadığı huzur ve mutluluk aramızdaki mesafeye rağmen anlaşılıyordu. Hikayesini merak ettim. Ama konuşmaya cesaret edemedim hiç.
Şunu anlamamı sağladı komşum. Mutlu olmak için insanın, insana ihtiyaç yoktu, bir çiçek bile huzur için yeterliydi.
Çıkardığım bu ders kendi evimde bir huzur köşesi yapmamı sağlamıştı. Şimdilerde ne zaman kötü bir şey olsa hemen huzur köşeme kaçar, her şeyi bir kenara bırakırım.
O adını bilmediğim sessiz komşum, bana hayattan zevk almayı öğretmişti.
Fark bile etmeden..

Yorumlar